Satanizm

Satanizm

Satanizm nedir? İç İşleri Bakanlığı’nın baştan savma biçimde hazırladığı dosyadaki gündem çarpıtılmak istendiği anda bir numaralı malzeme olarak kullanılan konudur.

En son 2004 yılında müthiş yalancılığıyla, karalama kampanyalarıyla, habercilik dışındaki her türlü vasfıyla nam salmış Star Haber Dergisi’nin kapak yaptığı konunun üzerine bugünlerde pek gidilmiyor. Klasik olarak, ulusal basının önemli bir gündem konusunu, örneğin on binlerce insanın katıldığı sansür protestosu yürüyüşünü, Hopa’da gerçekten olan olayları haber yapmak yerine elinden geldiğince başka konularla gündemi meşgul etmesi olağandır. Tecrübelerimden yola çıkarak biliyorum ki, yakın bir zamanda birileri daha çıkıp “Epeydir Satanizm hakkında haber yapmadık, hadi yapalım” diyecektir. Bu sefer önlemimizi alalım, aslında Satanizm neymiş ve ne değilmiş, enine boyuna irdeleyelim istedim.

Satanizm, Satan kelimesinden türemiştir. “Satan’a, şeytana inanma, tapınma” gibi bir anlamda kullanılsa da özünde İskandinav ülkelerinde baş göstermiş, Hıristiyanlık karşıtı bir inanıştan fazlası değildir.

“Satan” eski dini metinlere göre İbranice “aşatan” (hasım, düşman) kelimesidir. Pek çok dini kaynağa göre tanrıya ilk baş kaldırandır. Topraktan yaratılan insana, nurdan yaratılan meleklerin secde etmesi istenir. Oysa kendisi de bir melek olan Lucifer (şeytan) bunu reddeder ve cennetten kovulur. Lucifer ve Satan dışındaki diğer isimlerinden birkaçı da Diabolos (kara çalan), İblislerin Efendisi, Baal Zebub, Mefistofeles, Azazel’dir.

Satanizm’in gerçekten var olduğu, büyüyle ve doğaüstü güçlerle desteklendiği, asıl kökeninin Antik Satanizm olduğu İskandinav topraklarında Satanizm bir inanç değil, felsefi düşüncedir.

Satanizm kelimesini ilk olarak kullanan Katalik Kilisesi olmuştur. Hıristiyanlık’ın yayılmaya başlamasından çok daha önceleri (M.Ö. 800-1100) bugünkü Avrupa’nın kuzeyi, İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Faerö Adaları ve Svalbard Adaları’nın olduğu yerler tüm Avrupa’nın uygarlık merkeziydi. Hıristiyanlık’ın yayılmaya başladığı anda bu topraklarda her şey değişti. Gezici vaizler ve bunların arkalarında bıraktığı yerleşik sempatizan gruplarla insanların hayatlarını değiştiren bir yayılma politikası söz konusu oldu.

Belirli bölgelerde inançlı insanlar, maddi durumu iyi olan insanların evlerinde toplanıyorlar ve kiliseleri kuruyorlardı. Bu cemaatler genellikle Pagan kökenli Hıristiyanlar ve Musevi kökenli Hıristiyanlar tarafından oluşturuluyordu. Bir süre sonra gerçek Hıristiyanlar olduklarını iddia eden Musevi kökenli dindarlar Pagan soylularla aynı ilkeleri paylaşmamaya başladılar. Onların tanrının seçtiği soydan gelmediğini, sünnet görevini yerine getirmedikleri için onun işaretini taşımadıklarını, kutsal ekmek ve şarabın kendilerine ait olduğunu iddia ettiler.

Paganlar, Hıristiyanlık’tan önce özellikle kırsal kesimlerde yaşayanların bağlı kaldığı çok tanrılı bir inanca sahiplerdi. Paganizm diye bilinen bu inanca Hıristiyanlık putperestlik olarak bakmıştır. Hıristiyanlaşan Paganlara karşı kiliselere savaş açan Pagan şövalyeleri ortaya çıkmıştır. Katolik Kilisesi bu şövalyelerin ölümlerini meşrulaştırmak için onların şeytana taptıklarını iddia etmiştir. Atalarının dinlerine, tabiat kaynaklı inançlarına sahip çıkan insanlar başlangıçta dağınık küçük gruplarken daha sonra Anti Hıristiyan bir şekilde bir araya gelip güçlenmişlerdir. Aradan yüzyıllar geçtikçe bu tepki yön değiştirmişse de kaybolmamıştır. Bugün hâlâ var olan bu tepki çetelere, daha sonra da mafya örgütlerine evirilmiştir. Bu örgütler kiliseleri yakmaya dek varan eylemler gerçekleştirmektedirler.

Şeytan denen şeyin elbette bir şekli şemalı vardır. Günümüzde pek çok insanın basında gördüğü için bildiği bu görüntü Hıristiyanlık öncesi Avrupa’da Roma İmparatorluğu’nun dışında kalan topraklardaki yerlilerin çok tanrılı dinlerindeki Pan’a aittir. Pan, zevk ve bereket tanrı, iri yarı, belden aşağısı keçiye benzer, sakallı ve boynuzlu bir yaratıktır. Eski çizimlerde göründüğü kadarıyla çiftçiler Pan’ı bir çemberin ortasına alır etrafında dans ederler ve Pan da bu inanca karşılık topraklarına bereket getirir.

Aradan yüzlerce yıl geçer ve eski dinler unutulmaya başlanır. 14-15. yy.’da savaşlar, salgın hastalıklar ve kıtlıklar baş gösterdiğinde kilise bunların kaynağının şeytan ve ona inançları olan cadılar olduğunu iddia eder ve bunu sembolleştirmek için de insanların bereket için taptığı Pan’ın heykelleri ve resimleri kullanılır. Elinde flütüyle zevk ve bereketten başka bir şeyin sembolü olmayan Pan bir anda şeytan ilan edilir.

Aztek Uygarlığı’nda, Eski Yunan Uygarlıkları’nda ve Doğu dinlerinde dahi ölüm getiren ve yok eden tanrılardan saygıyla bahsedilir. Hıristiyanlık inanışında da Lucifer sadece kovulmuş bir melektir. Oysa kilise istediği şekilde yönlendirme yapmış ve insanları korkuyla yönetmiş, bunun kaynağını da şeytan figüründen almıştır. Kilise güçlendikçe ona olan tepki de büyümüş Pagan şövalyeleri bir anda şeytana tapan insanlar olarak kalmıştır.

Felsefi açıdan şeytan ve ona tapınma:

Günümüz İskandinav ülkelerinde şeytan tamamen simgesel bir unsurdur. Şeytan tanrıya karşı gelmiştir ve amacı insanları tanrıdan uzaklaştırmak, böylece kendini tanrıya ispatlamaktır. Satanizm’in temelinde de dinlere, tanrıya ve onun buyruklarına baş kaldırma, inkâr etme olduğu için şeytanla sonradan adı Satanizm olacak inanç arasında sıkı bir felsefi bağ oluşur. Tanrının buyrukları bütünüyle saçmadır ve insanları gelişimden, özgür iradeden alıkoymaktadır. Şeytan ile akıl ve özgür irade arasında doğal olarak bir bağlantı kurulur. Akılsal ve gerçekçi olan pek çok şey Tanrı tarafından yasaklanmıştır. Oysa Satanizm’de sorgulama vardır, gerçeklere sorgulamalarla ulaşılır.

Tanrı salt ve sorgusuz inancı simgelerken Şeytan sorgu ve aklı simgeler. Satanizm içinde şeytan tapılan bir varlık değil, akli bir gerçekliğin simgesidir. Yani Satanizm şeytana tapınmak değil, tüm doğaüstü güçleri reddetmektir ve gerçekçi bir yaşam felsefesidir.

Türkiye’de Satanizm:

Türkiye’de Satanizm’le ilgili olaylar 1999 yılında patlak vermiştir. Gündemi az çok takip eden herkes hatırlayacaktır ki bu tarihte Ortaköy’de, Şehriban Coşkunfırat isimli, evinin 6. çocuğu olan genç kız, sahilde içmekte olan bir grup genç tarafından, depremin şeytanın uyarısı olması ve ona kurban vermeleri gerektiği gibi saçma bir düşünceyle öldürülmüştü. İçlerinden biriyle arasında birliktelik olan Şehriban bıçaklanarak öldürülmüş sonra da cesedine tecavüz edilmeye çalışılmış ve bunu başaramadıklarından cesedi yumruklanmıştı. Bu gençler “kasten adam öldürmek ve hırsızlık” suçlarından yirmi beşer yıl hapis cezasına çarptırıldılar ve ifadelerini polis sorgusundaki işkence sebebiyle böyle verdiklerini daha sonra dile getirdiyseler de bu durum açıklığa kavuşmadı. İki sene kadar süren duruşmalarla failler“satanist” imajıyla basında oldukça fazla yer aldılar.

Bu gençler uzun saçlı oldukları, rock ve heavy metal dinledikleri iddiasıyla o dönem bu müziği dinleyen herkesin kâbusu oldular. Dönemin dergilerinden bugün dahi saygıyla andığımız Non Serviam’ın yazarlarından Kerim T. köşesinde konuyla ilgili şöyle demiştir: “İki kendini bilmezin işlediği cinayetin arkasında polis organize suç olduğunu tahmin ederek sokaklardaki 400 kadar suçsuz uzun saçlı metalciyi gözaltına aldı. Bu mantığa göre acaba polis arkasında irticai hareketin yattığı kesin olan Kışlalı cinayetinin ardından niye irticai harekete mensup yüzlerce kişiyi sokaklarda gözaltına almadı?”

Bu olayın bu boyuta gelmesinin sebebi, dönemin DGM savcısının olayı cinayet boyutundan çıkarıp terör gibi lanse etmesidir. Halk arasında da olay cinayetten ziyade dini istismar olarak kabul görmüştür. Oysaki Anayasa’nın 24. maddesi gereği “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” Bunu bilen DGM savcısı Kışlalı cinayetinin ört bas edilmesi amacıyla satanizmi gündeme getirmiştir, nitekim de başarılı olmuştur.

Basın olayın üzerine, DGM savcısının yönlendirmesiyle birlikte Satanizm’den gitmiş ve saçma sapan raporlarla yüzlerce insan göz altına alınıp dövülmüş, bununla da kalınmamış, bar ve cafeler basılmıştır. Yurt dışından getirilen pek çok müzik cd’leri, kasetleri ve dergilerinin girişine izin verilmemiş, insanların uğrak yeri olan, Kadıköy’deki Akmar Pasajı’na onlarca kez baskınlar düzenlenmiş, müzik dükkânlarının sahipleri, çalışanları, alış veriş için gelen müşteriler sorgulanmıltır. Sadece kulağında küpe olduğu için sokaklarda dayak yiyen insanlar söz konusu olmuştur. En garibi de bugün “imaj” niyetine küpe takan “ülkücü” gençlerin sokaklarda insanları hırpalamasıdır. İstanbul’da başlayan bu olaylar Anadolu’nun her yerinde yankı buldu. Adana’da benim de içinde bulunduğum bir avuç metal dinleyicinin evleri defalarca kez arandı, ebeveynlerimize “ne biçim evlat yetiştirmişsiniz” dendi. Gençlerin dinlediği müziği hali hazırda onaylamayan ebeveynler telaşlandı ve özünde “Barış, çevre kirliliği, ırkçılık karşıtı ve mitolojik hikâyeler” olan koskoca bir müzik türü ayin müzikleri sanıldı.

Gerçekle alakası olmayan resmi raporlar gereğince hepimiz kedi kanı içen, bakirelere tecavüz eden, ahlaksız insanlar olarak etiketlendik. Sonuç olarak plak şirketleri kapandı, dergiler toplatıldı, radyo ve tv programları kaldırıldı, konserler iptal edildi, stüdyolar yerle bir edildi. Uzun saçlı insanlar sokakta yürüyemez hâle geldi.

Bugün sosyal medya dolayısıyla artık yaygın hale gelen “chat”, o dönemlerde genellikle forumlar, ondan daha da önce “irc” sohbet odalarıyla yapılırdı. İnsanlarla tanıştığın bu yerlerde kişisel ve ailevi problemi olan insanlar bir grup ilgi çekme amacındaki insan tarafından kandırılmaya başlandı. “Satanist olmak, uyuşturucu kullanmak, seks yapmak” farklı olmak demekti. Dünya geneli mafya eylemi olan maneviyatı kullanarak parası olanın parasını, olmayanın hizmetini kullanan satanizm Türkiye’de sanal dünyada bir iki kişinin başı çektiği bir faaliyet olarak kaldı. Kimse kedi kanı içmedi, bakire kurban etmedi.

1999’da patlayan bu olaylar biraz yatışmışken 2002’de Lara Falay’ın intiharıyla yeniden canlanır. Bu sefer de merkezde lise öğrencileri vardır. Yine Anadolu’nun her yeri karışır. Bununla ilgili hepimizi ağlanacak halimize güldüren bir olay da İzmir’de vuku bulur. Sakin bir mağarada toplanıp bir şeyler içen ve müzik dinleyen gençler tutuklanırlar. 16-17 yaşlarındaki bu insanlarla birlikte “Satanistler İzmir’de” adıyla haberler yapılır ve bir muhabirin “Bakireleri kurban ettiğiniz doğru mu?” sorusuna “İzmir’de bakire kız mı var?” yanıtıyla olayın biraz da olsa saçmalığı anlaşılır. Antalya, Mersin, Konya, Aydın, Adana’da satanistler diye her gün bir başka haber yapılır. Yine gözaltılar, evlere düzenlenen baskınlar söz konusu olur. Polis kendince temizlik yaparken başı çeken Hürriyet ve Milliyet gazeteleriyle birlikte bir araya gelip sohbet etmemiz suç olur. O dönemki manşetlerden anımsadığım bir ayrıntı olayın ne derece saçma olduğunun da resmen kanıtıdır. PKK örgütü mensubunun 15.000 olarak kayıtlara geçtiği günlerde Hürriyet’in manşeti “Türkiye’de 40-50.000 Satanist Var”dır, Milliyet’inki ise “Türkiye’de 50-60.000 Satanist Var”dır.

2004 yılında yeniden Satanizm gündeme gelir. Cahit Torun isimli avukat nasıl bilir kişi olur, bir fikrim yok ama Cumhurbaşkanlığı’na bir rapor sunar. Var olduğu günler işçi sınıfının eylemleriyle birlikte adını kazanan heavy metal bu sefer de devlet raporlarına girer. İnsanlar ölüm oruçlarında can verirken Ozzie Osbourne’un (ki kendisini daha sonra ev hayatını şov haline getiren, dengesiz bir insan olarak bilirsiniz, oysa ilk heavy metal gruplarından Black Sabbath’ın efsane vokalidir) sahnede civciv ezdiği yazılır. Aslı yoktur bunun olay nereden civcivlere gelir onu da belirteyim. Bir basın toplantısında içeriye dalan yarasayı, muhtemelen kafası epeyce güzel olduğundan yakalayıp parçalayan Ozzie Türkiye’de civcivleri sahnede ezdi, diye bilinir.

2004 yılında hepimizin artık bildiği irticai faaliyetlerin lideri konumundaki Harun Yahya satanizme el atar. Marilyn Manson o dönem verdiği bir röportajda Darwin’in büyük bir bilim adamı olduğunu dile getirmiştir ve Harun Yahya Darwin’i de satanist ilan eder. Bu olaydan bahsederken kurduğu bağlantıyla birlikte Marilyn Manson’ın Cradle Of Filth adındaki grubun vokali olduğunu söyler. Birazcık müzikle ilgili olan herkes de buna gerçekten gülmüştür. Oysa bizim büyük araştırmacı basınımız Harun Yahya’nın saçmalıklarını gerçek kaynak olarak görür ve o yıllar bu asılsız bilgiler haberdir.

Burada sormalıyım ki, Anti Hıristiyan bir düşünce olan Satanizm’in %99’unun (!) Müslüman olduğu iddia edilen Türkiye’de ne işi olabilir? Özentilikten ileri gitmeyen bir düşünce, dünya genelinde seks ve uyuşturucu ticaretiyle söz konusuyken Türkiye’de her iki şey için de satanizme ihtiyaç var mıdır?

Sahne şovu için kullanılan deriler, zincirler, metal tabakalar, dövmeler dinleyicilerin de uygulamalarıyla hayat kazanan şeyler bir süre sonra kendi problemleri sebebiyle “bu dünyaya ait değilim” diye not bırakıp intihar eden insanların hepsiyle özdeşleşir oldu. Heavy Metal vazgeçmeyi değil, kalıp savaşmayı tembihlerken, TV şovları faşist bir grup insanla bu müziği dinleyip, organizasyonlar yapanları, iyi dinleyicileri, dergi yazarlarını karşı karşıya getirir. Bu insanlardan Açık Radyo’nun Beton adlı programını hazırlayıp sunan Mete Sohtaoğlu da Siyaset Meydanı’na konuk olur. Konuyla ilgili yazısını aşağıda görebilirsiniz.

Aynı şekilde gündemi büyük bir ahmaklıkla ele alan Engin Ardıç’ın o dönemki yazısını ve bahsettiğim avukat Cahit Torun’la ilgili Star Haber Dergisi’nde yer alan ayrıntılı yazıyı ve röportajı da görebilirsiniz.