Rock'n'Roll Tarihçesi Vol.2 (1960-1970)

Rock'n'Roll Tarihçesi Vol.2 (1960-1970)

Devrim, İstila ve Psikedelik Rüyalar

1 – Beatles ve Rolling Stones: İngiliz İstilası

1957 yazında The Quarrymen ve ardından Silver Beetles adıyla yeraltı kulüplerinde sahne almaya başlayan grubun temelinde John Lennon, Paul McCartney ve George Harrison vardı. Yanlarında ise basta grubun "görsel" ruhu Stuart Sutcliffe, davulda Pete Best bulunuyordu. Grubun yıldızı 1962’ye dek parlamadı; ta ki Liverpool’un en büyük plakçısı Brian Epstein grubun menajeri olup imajlarını baştan aşağı değiştirene dek. Pete Best’in yerine, bir başka gruptan tanıdıkları ve asıl adı Richard Starkey olan Ringo Starr dahil edildiğinde efsane tamamlanmıştı. Ringo’nun gelişi başta büyük tepki çekmiş, sadık Pete Best hayranları konserlerde George Harrison’ın gözünü morartacak kadar ileri gitmişlerdi; ancak Ringo'nun kendine has davul tekniği grubun sound'unu oturtan son parça oldu.

Beatles’ın; Everly Brothers’ın armonilerini, Chuck Berry’nin enerjisini ve Buddy Holly’nin grup yapısını harmanlayarak yayımladığı Please Please Me, bir devrimin habercisiydi. Artık Rock’n’roll dendiğinde akla Amerikan tarzı değil, Lennon-McCartney imzalı İngiliz müziği geliyordu. Her konser "Beatlemania" adı verilen kitlesel histerilere ve ayaklanmalara dönüştü. Gençler saçlarını onlar gibi kestirip "mop-top" modelini popüler hale getirdiler. 1966 yılına gelindiğinde, arkalarındaki milyonların gücüyle John Lennon’ın sarf ettiği “İsa’dan bile daha popüleriz!” cümlesi, özellikle Amerika’nın muhafazakâr kesiminde büyük bir öfkeye ve plak yakma eylemlerine yol açtıysa da, grubun zirvedeki yerini sarsmaya kimsenin gücü yetmedi.

Rock’n’roll’un bir başkaldırı olarak yola çıktığı yıllardan pazarlama becerisine emanet edildiği bu dönemde, 1963’te Beatles’ın "temiz" imajına tam zıttı bir tavırla The Rolling Stones boy gösterdi. Menajer Andrew Oldham, "Beatles iyi çocuklarsa, Stones kötü olmalı" diyerek imajı sertleştirdi. Aslında aralarında sanıldığı gibi bir nefret yoktu; hatta Stones’un ilk hiti olan "I Wanna Be Your Man", Lennon ve McCartney tarafından onlara hediye edilmişti. İlk albümlerini 1964’te kendi adlarıyla çıkardılar.

Vokalde Mick Jagger, gitarlarda Keith Richards ve Brian Jones, davulda Charlie Watts ve basta Bill Wyman vardı. Grubun kurucu dehası Brian Jones, uyuşturucu ve alkol sorunları nedeniyle zamanla gruptan uzaklaştı. 1969’da, gruptan ayrıldıktan sadece bir ay sonra evinin havuzunda ölü bulundu. Ölümü, müzik dünyasında "27'ler Kulübü" (27 yaşında ölen efsaneler) kavramını başlatan ilk trajik halka oldu. Resmi kayıtlarda ölüm nedeni "talihsiz bir kaza" (death by misadventure) olarak geçse de, ardında hep gizemli bir gölge bıraktı.

Stones, 1967’deki psikedelik denemesi Their Satanic Majesties Request ile Beatles’ın Sgt. Pepper albümüne cevap vermeye çalışsa da beklediği başarıyı elde edemedi. Ancak "As Tears Go By", "Satisfaction" ve "Paint It Black" ile yerlerini sarsılmaz kıldılar. Jones’un ölümünden sonra kadroya katılan gitar virtüözü Mick Taylor ile sound'ları daha da zenginleşti. 1969’daki California-Altamont konserinde "Sympathy For the Devil" (ve asıl olaylar sırasında çalınan Under My Thumb) esnasında yaşanan cinayet, 60'ların "çiçek çocuk" rüyasının sona erdiğinin kanlı kanıtıydı. Grup, bu şarkıyı yaklaşık altı yıl boyunca bir daha canlı çalmayacaktı.

70'li ve 80'li yıllarda uyuşturucu sorunları, kadroya katılan Ronnie Wood ve Jagger-Richards ikilisinin sürtüşmeleriyle dağınık bir grafik çizseler de, her zaman "Dünyanın En Büyük Rock n Roll Grubu" ünvanını korudular. 1994 tarihli Voodoo Lounge albümüyle, yaşlarına rağmen hâlâ patlayacak yeni bir bombaları olduğunu tüm dünyaya gösterdiler.

Beatles ve Rolling Stones taht için yarışırken, Hard Rock ve Heavy Metal’in ilk tohumlarının atıldığı The Yardbirds, 1964’te üç efsanevi gitaristin (Clapton, Beck, Page) okulu olarak ismini duyurmaya başlamıştı bile.

2 – Yardbirds, Cream, Eric Clapton ve Devlerin Doğuşu

The Yardbirds, Rock tarihinin en önemli "yüksek okulu" olarak kabul edilir; çünkü bu grup bünyesinde Jeff Beck, Jimmy Page ve Eric Clapton gibi üç efsanevi gitaristi ağırlamıştır.

Bu isimler arasında Eric Clapton, üzerinde özellikle durulması gereken bir figürdür. Jerry Lee Lewis’in müziğindeki melankoliyi ve enerjiyi kendine ilham alan Clapton, Yardbirds ve ardından gelen Cream (Eric Clapton, Jack Bruce ve Ginger Baker) gruplarıyla öyle bir mertebeye ulaşmıştır ki; 60'ların ortasında Londra sokaklarında duvarlara "Clapton is God" (Clapton Tanrıdır) sloganları yazılmaya başlanmıştır.

Sadece gitarıyla değil, derin vokaliyle de kendine has bir yer edinen sanatçı için "Layla" şarkısı bir dönüm noktasıdır. Beatles gitaristi George Harrison’ın karısı Pattie Boyd ve Clapton arasındaki imkansız aşkın meyvesi olan bu şarkı, Rock tarihinin en meşhur aşk üçgenini simgeler. Clapton ve Pattie 1979’da evlenip 1988’de boşansalar da, bu tutku "Layla" gibi bir başyapıtı dünyaya bırakmıştır.

Clapton’ın hayatı, pek çok müzisyen gibi uyuşturucu ve alkolün karanlık sularıyla da sınanmıştır. 80’li yıllara dek bu bağımlılıklarla mücadele eden sanatçı, trajedilerin yakasını bırakmadığı 90’larda en büyük acısıyla yüzleşti. Yakın dostu Stevie Ray Vaughan'ı bir helikopter kazasında kaybetmesinden kısa süre sonra, henüz 4 yaşındaki oğlu Conor, New York’ta bir gökdelenin 53. katından düşerek hayatını kaybetti. Bu tarifsiz acının ardından yazdığı "Tears In Heaven", 1992’de ona 6 Grammy kazandıran Unplugged albümünün ruhu oldu. Acılarını başyapıtlara dönüştürmeyi bilen Clapton, Heavy Metal’in tohumlarını atan Yardbirds ve müziğin altyapı ustası Cream’in en değerli mirasıdır.

1968’de dağılan Yardbirds’ün küllerinden, Rock müziğin en görkemli kulesi Led Zeppelin doğdu. Grubun büyüklüğünü anlamak için sadece "Stairway to Heaven"ın cover'lanma sayısına bakmak bile yeterlidir. Blues kökenlerine sarsılmaz bir bağlılık gösteren grup, şarkı sözlerinde her zaman mistisizmi ve mitolojiyi kullandı. Jimmy Page’in, okült bilimlerle yakından ilgili olan şair Aleister Crowley’ye olan hayranlığı, grubun "satanist" ilan edilmesine yol açsa da, bu gizemli hava onları dünyanın en büyük gruplarından biri yaptı. Hatta Page, Crowley’ye ait olan ve lanetli olduğu söylenen Boleskine Malikanesi'ni satın alacak kadar bu ilgisinde ileri gitmişti. Led Zeppelin efsanesi, 1980 yılında baterist John Bonham’ın aşırı alkol sonrası trajik ölümüyle sona erdi. Grup üyeleri, "arkadaşımızın yerine başkasını almayız" diyerek Rock tarihindeki en asil dağılma kararlarından birini verdiler.

Bu dönemde anılması gereken ve sürekli Led Zeppelin ile karşılaştırılan efsane grup Deep Purple, Hard Rock’ın "virtüözler kulübü" gibidir. 1967’de kurulan grubun her üyesi kendi enstrümanının zirvesindedir; özellikle Jimi Hendrix’ten sonraki en iyi gitarist kabul edilen Ritchie Blackmore ve orgun efendisi Jon Lord arasındaki müzikal atışmalar grubun alametifarikasıdır.

1970 tarihli In Rock albümüyle sertleşen sound'ları, vokalist Ian Gillan’ın insanüstü çığlıklarıyla birleşince ortaya "Child in Time" gibi başyapıtlar çıkmıştır. Her ne kadar Gillan bir süre sonra alkol ve yoğun turne temposunun etkisiyle sesini bir nebze kaybetse de, grup için ter dökmeyi hiç bırakmamıştır. Deep Purple’ın bir diğer önemi ise devasa bir "okul" olmasıdır; gruptan yolu geçen David Coverdale (Whitesnake) ve Glenn Hughes gibi isimler Rock tarihini yeniden yazmışlardır. Her amatör gitaristin ilk öğrendiği o ölümsüz riff, 1971'de İsviçre’de bir kumarhanenin yanışını anlatan "Smoke on the Water", Deep Purple’ın ölümsüzlüğünün kanıtıdır.

Gruptan ayrılan Ritchie Blackmore, daha sonra Hard Rock ve Heavy Metal'i kökten etkileyecek olan Rainbow grubunu kurarak etkisini sürdürdü. Deep Purple kadrosundan bir dönem David Coverdale (Whitesnake) gibi dev isimlerin de geçmiş olması, grubun nasıl bir yetenek fabrikası olduğunun kanıtıdır. Yaşları ilerlese de onlar, Hard Rock bayrağını en yüksekte tutmaya devam ediyorlar.

Devamını oku

Zombi istilası olmayacak gibi. YA GANGSTER OLALIM, YA SERİ KATİL!

Zombi istilası olmayacak gibi. YA GANGSTER OLALIM, YA SERİ KATİL!

Dizi izlemek, muhtemelen hepimize annelerimizden geçen bir alışkanlık. Ve dizilerin de iki evresi var: İlki gündüz dizileri, ikincisi akşam dizileri. Aileyle birlikte izlenen akşam dizileri konusunda, eğer şanslıysanız, dönemin polisiye, suç ve gizem dizileriyle de erken tanışmışsınızdır. Ya da benim gibi şanssızsanız çok geç olmuştur tanışıklık. Geç olsun, güç olmasın

Aysenur tarafından