Eda

Güzellik sübjektiftir, deriz. Ama yine de bazı güzellikler için hepimiz aynı fikirdeyizdir. Bazen, çoğunluk öyle dediği için de güzellik genel geçer olabilirse de, güzel, güzeldir işte. Ufak yerleşim yerlerinde güzel olan kadınlar daha kolay fark edilir. Haklarında daha fazla konuşulur. Bazen de bir asılsız dedikodu gerçekten kötü şeylere sebep olur.
Anadolu’da çoğu insan yaz aylarını geçirmek üzere daha serin olan yerlere, yaylalara gider. Eda da sağır ve dilsiz, yani ahraz kocasıyla birlikte beş altı ailenin kaldığı bir yaylada, ufak bir çadırda yaşamaktadır.
Ahraz minibüs şoförüdür ve haftada bir kez yayladan ilçeye, ilçeden de yaylaya insanları taşır. Haftanın geri kalan günlerinde başka yollardadır. Karısı Eda’yla birlikte geçirdikleri tek bir geceleri vardır. Ahraz ilçedeyken Eda da sekiz dokuz yaşlarında, kıvırcık sarı saçları, küçük kahverengi gözleriyle her şeyi merak eden bir kız çocuğuyla vakit geçirir. Kocasının geleceği günler huzursuzdur, mutsuzdur, sıkıntılıdır Eda. Küçük kız da dertleştikleri bir gün öğrenmiştir ki, kendi rızasıyla evlenmemiştir o adamla. Eda, ilçe ile yayla arasında, kendilerininki dışında başka hiçbir evin olmadığı tahtadan ve taştan yapılmış derme çatma bir evin tek kızıdır. Kendini bildi bileli annesinden ve babasından dayak yemiş, bundan kurtulmak için de bir sene önce, daha on beş yaşındayken bu ahraz şoförle evlenmiştir.
Evlendiği günden önce de, sonra da, şimdilerde de gittiği her yerde, herkesin gözleri onun üzerindedir. Beyaz, süt gibi teni güneş altında göz kamaştırır. İri ve siyah gözleri kimseyle kesişmese de herkesle fingirdeşmiştir, sutyenlerinde zapt edemediği kocaman memeleri herkesin rüyalarını süsler, kemikli bedeni ne giyerse giysin dikkat çeker. Bir de iki aylık bebeği vardır Eda’nın. Çocuk ruhunun sokuşturuldu kemik ve et yığınında sürekli bebeğiyle gezer. Oyuncak bebekleri olmamıştır hiç, onun acısını çıkarır oğluyla. Dikiş dikmeyi yemek yapmadan önce öğrenir ki bebeğine yeni kıyafetler dikebilsin, onu süsleyip giydirebilsin. Yemeği de sağdan soldan, çok da arkadaşı olan küçük kızdan öğrenir. Kız annesine sorar, gelir Eda’ya anlatır.
Kız kitaplar okur, gelir Eda’ya anlatır. Okuma yazma da bilmez Eda.
Yine bir gün sigara böreği yapacaklardır. Kızı annesi bırakmaz. Geç gider Eda’nın yanına. Bakar ki Eda her şeyi hazırlamış, onu beklemektedir. Otururlar yufkaları keserler, içlerine maydanozlu, kırmızıbiberli, rendelenmiş peynirleri koyarlar, sararlar ve kızgın yağın içine bırakırlar. Eda’nın ağzından bir anlık sesli düşünür: “Yaşamak istemiyorum,” der. Tam küçük kız bir sigara böreğini daha yağın içine bırakırken söylemiştir bunu. Kız o şaşkınlıkla elini de daldırmıştır yağın içine. Sol elinin üzeri tamamen yanar. Eda koşturur, buzdolabı olan bir komşudan buz parçası alır gelir, bir bez parçasına sararlar ve kızın elinin üzerinde tutarlar.
Birkaç gün sonra da ilk defa sarma yapmaya çalışırlar. Üzüm yaprakları yani tevekler haşlanır, hazırlanır. Sarmanın içine konacak pirinç hazırlanır tam sarmaya oturacakken beklenmedik bir şekilde Ahraz geliverir. Küçük kız çadırın dışına çıkar ve ileride bir taşın üzerine oturup bekler. İçeriden sesler gelir ama belli ki Ahraz Eda’yı hırpalıyordur. Bir şey yapamaz küçük kız. Kendi çadırlarına döner.
Ertesi sabah erken saatlerde çığlıklarla, ağıtlarla uyanır. Ne olduğunu çok sonra anlayacaktır. Ahraz akşamki kavgadan sonra çekip gitmiştir ve Eda kendini zehirleyip, ölmüştür. Tartışmalarının sebebi de birkaç gün önce, Ahraz ilçedeyken Eda’yı görmeye gelen iki akrabasıdır. Eda onları çadıra almıştır, birkaç saat içeride kalmışlardır, sonra da uğurlamıştır. Ama çevredeki insanlar bunu bilmezler ve kendi aralarında Eda’nın çadıra iki adam aldığı konuşulup durur, bu da bir şekilde Ahraz’ın kulağına gitmiştir. Boşamak istemiştir Eda’yı, o da annesinin evine dönemeyeceğinden, çıkmaza girdiğinden, oğlunu da geride bırakıp kendini öldürmüştür. Not bırakmamıştır geride, okuma yazma bilmediğinden. Ufak bir mendil bulurlar başucunda, tek mal varlığı bir çift altın küpe ve küçük kızın çadırda unuttuğu kırmızı bir lastik toka vardır içinde. Mendilin üzerine kömürle yazılmış bir “A” harfi vardır. Küçük kızın adının baş harfi.
Annesi kızın almasına izin vermez bu mendili ve Ahraz’a teslim eder küpeleri. Hemen cenaze töreni yapılır Eda’nın. Bir evin önünde tahta bir masa atılır, üzerine yatırılır cansız bedeni. Etrafındaki kadınlar elleriyle su dökerler Eda’nın vücuduna, her yerine dokunurlar. Bacaklarının arasından kırmızı akıyordur su. Kanıyordur bacaklarının arası. Küçük kız evin damından izliyordur her şeyi. Yanında kız kardeşi vardır ve gizlendikleri yerde kimsenin onları fark etmemesi gerekirken duydukları sesle birlikte çığlık çığlığa bağırırlar. Tavuk sesidir bu, kimseyi inandıramasalar da “Edaaaaa” diye bağırıyordur tavuklar.
Annesi koşarak yanlarına gelir, iki tokat patlatır minik yüzlerine kızlarının, “ne işiniz var burada?” diye sorar. “Eda kanıyor, ölmemiş, kanıyor” diye bağırır küçük kız. Kardeşi sadece ağlıyordur yediği tokadın etkisiyle.
Aradan bir sene geçmeden başkasıyla evlenir Ahraz, çocuğuna bakacak bir kadın lazımdır elbette ki. Kimse Eda’dan bahsetmez olur. Sol elindeki yanık iziyle yirmili yaşlarının sonuna gelen o küçük kız hariç kimse hatırlamıyor gibidir Eda’yı. İşte o kız da oturur bu satırları yazar, sizler de bilin Eda’yı diye.

Görseller: Lauren Albert