Dr. Skull
Klasik bilgileri bir çırpıda geçeceğim, daha ziyade internet üzerinde pek yazılmamış olanlardan ve tek tek albümlerden bahsetmek istiyorum. Dr. Skull 1983’te Ankara’da doğdu ama ilk konserlerini 1985 yılında verdi. Grubun ilk adı Skull idi ve elemanlar çocukluk arkadaşıydı. Hepsi Tıp Fakültesi’ni (söylendiği gibi aynı anda değil, iki yıl içinde tabi) kazandıktan sonra, hep istedikleri iki kelimelik isme de kavuştular. Grubun maskotu Vehbi, mohawk saçlı bir kuru kafaydı. Evet, tıpkı Iron Maiden’ın Eddie’si gibi. Bu kurukafayı üniversitede okudukları yıllarda anatomi çalışmak için edinmişlerdi. İsim babası, o dönem kendinden epeyce bahsedilen Anavatan Partisi (hakikaten vardı böyle bir parti, vay anasını) kurucularından, “Sizi kabak gibi oyarım,” lafıyla basının ilgi odağı olmuş, Evrim Teorisi’ni müfredattan tamamen kaldırıp, daha münasip olan Zafer, Sızıntı, Can Kardeş gibi dergileri önerilen yayınlar listesine sokan Milli Eğitim Bakanı’dır. Her konserde grupla birlikte sahnede olup, davul setinin önünde yerini alan Vehbi, ilk iki albümün kapağı için de poz vermiştir. Vehbi’nin mohawk saçları hediyelik bir koyun postundan kesilerek yapılmıştır ve Wory Zower kapağındaki fotoğrafının çekimleri Hacettepe Üniversitesi’nin bodrum katında yapılmıştır. Vehbi’nin kafasındaki kurbağa da olaya son anda “kambersiz düğün olmaz,” deyip katılmıştır. Kendisine “Zover” adını vermiş ve doğaya geri yollamışlardır.
İlk iki albümde heavy metal icra eden grup Serdar’ın vokal olduğu son albümde daha punk, punk rock şarkılar kaydetmiştir. Bunun sebebi, hem vokal hem gitar olan Baştepe ayrıldıktan sonra tek gitarla devam etmek durumunda kalmalarıdır. Daha basit yapıda şarkılar kaydedilmek istenirken, sözlerin de önceki iki albümün aksine İngilizce değil de, meramlarını daha iyi anlattığından Türkçe olmasıyla ortaya bambaşka bir Dr. Skull çıkmıştır.

Bugünlerde yerli gruplar için sadece pembe bir hayal olan albüm satışı o dönem Dr Skull için oldukça iyidir. Konserleri full dolar, her albümü ortalama 15-30.000’er satar. Grubun samimiyeti, ortada olan muhalif tavrı ve bu tavırla kendisini ifade edişi, içlerinden gelen müziği en azından ilk iki albümde olağan üstü bir şekilde icra etmeleri ve insanlara saygı duymalarıyla birlikte Dr. Skull gerçekten büyük bir gruptur. Hershey Yolunda albümünden sonra da, herkes kendi kariyeri ve hayatı için bir şeyler yapmak mecburiyetinde olduğundan, grup tamamen dağılmştır. Bu güne kadar da yeniden bir araya gelip, albüm kaydetmeleriyle ilgili, “belki, neden olmasın, olabilir” gibi demeçlerle bizlerin beklentisini her daim canlı tutmuşlardır.
Baştepe, grup dağıldıktan sonra da Amerika’daydı, hâlâ orada, uzmanlık alanı endokrinoloji. Serdar, Şehrazat’la yaptığı pop albüm tam bir hezimet olunca soluğu İngiltere’de almış, müzikten ekmek yiyememiş, şimdilerde Kıbrıs’ta bir bar işletiyormuş. Basçı Mustafa, Fransa’ya gidip geldi, şimdi de Hacettepe’de Onkoloji bölümünde. Murat Ersöz ve Alper hep Ankara’daydı. Şu anda müzikle ilgilenen tek kişi de Alper zaten, Karakedi grubuyla devam ediyor. Aynı zamanda da göz doktoru kendisi. Ersöz de Fizik Tedavi Rehabilitasyon hastanesinde doçent.
1. Wory Zover

Kuruluşlarından, bu albümün kaydına dek olan sürede aslında grubun Esat adında bir vokali vardır. Hatta grubun ilk faaliyeti olan, o dönem liseli gruplar için çok önemli olan Milliyet gazetesinin düzenlediği yarışmaya katılmışlar (2. oluyorlar) ve o yarışmada grup Esat’la sahne almıştır. Bir trafik kazasıyla öldüğünde yerine de ayrıca bir vokal almayıp, iki gitarist ve bir davulcu, yerine göre vokal yapabileceklerini düşünmüşler, genellikle de şarkıda ağırlıkla emeği geçen, sözleri yazan kişi söylemiştir. Ve bu albüm Esat’a ithaf edilmiştir.
Üç albümde de isim seçiminde yapılan harf oyunu için Alper; “Özgün müzik ve müzik üzerinden yürütülen gözü yaşlı duygu sömürüsünün yükseldiği günlerdi. Biz ise dolaylı mesajlardan ve birazcık zekâ ürünü buluşlardan daha çok hoşlanıyorduk. Savaşa karşı Wory Zover demek (albüm kapağındaki kurbağanın adı bu), War is Over demekten daha eğlenceli ve etkiliydi,” diyor.
Bu albümün kaydı, oldukça aceleye geldiği için diğer iki albüme göre prodüksiyon açısından epeyce zayıftır. Şarkılar Dr. Skull kalitesindedir ama ikinci albümle kıyaslandığında bir adım geriden gelir. Her şarkı özenle yapılmamıştır. Buna rağmen albüm epeyce satar, hatta birkaç baskı daha yapar.
Dönemin ve grubun şartlarını düşününce (hani bugün meydanda olan gruplar diyor ya, ekipman yok, para yok vs.) imkansızlık içinde mucize yaratmışlardır. Hatta bu albümde armonika ve akustik gitar da kullanmış, bunu da yerli yerinde, aşırıya kaçmadan yapmışlardır. Bu albümün de diğerleri gibi şarkıları, Türkiye sınırlarında değil, global anlamda çok iyi. Herkesin onlardan bugün dahi “Türkiye’nin Maiden’ı” diye bahsetmesi de abartı değil yani. Bunda elbette şarkıların başarısı en büyük etkendi. Bu başarıya katkısı olan bir şey de, o yıllarda eğlenmek için, doğaçlama çıkan (bir kısmı kasıtlı, nota nota hazırlanmıştır) ama bugün bakıldığında çok doğru bir strateji olan “aşinalık”ı kullanmaları diyebilirim. Let Me Go şarkısının girişine ya da The Gate Of Brandenburg şarkısına bakmanız yeterli bunun için. Birebir çalıntı da değil, salak bir potpuri hiç değil, gayet yerli yerinde kullanılmış bir alıntı diyelim.
Albümün isim şarkısı War Is Over, The Gate Of Brandenburg ve Motörhead şarkılarını çağrıştıran nefis girişiyle Everyday Evertnight favorilerim.
2. Rools 4 Fools

İlk albüm güzel tepkiler almış, grup tanınmıştır. İki sene sonra, Rools 4 Fools albümü yayınlanır. Aradaki iki sene sahneye de çıkarlar elbette ama bu albüm için çok daha fazla özen gösterirler. Kayıt kalitesi de daha iyidir, şarkılarla da tek tek ilgilenilir. O nedenledir ki, bu albümden herhangi bir şarkıyı açın ve dinleyin, grubu tam olarak yansıtıyordur. Elbette benim favorilerim albümün isim kaynağı Rools The Fools, gelmiş geçmiş en güzel şarkılardan biri olan Princess, Meksika soslu thrash punk klasiği Little Beach/Bitch ve gayda melodileriyle biten son bir dakikasıyla efsane Rain.
Enstrümanlarla ilgili de ilk albüme göre değişiklikler olmuştur. Gitarlara daha fazla özenilmiştir. Alper, çift pedal etkisi almak için bir yan davul daha kullanmış ve o hastası olduğum davul tonunu ortaya çıkarmıştır. İlk albümün satışını aşan bu albüm birkaç yıl sonra cadı avının başlamasına vesile olan Hürriyet gazetesinin top on listelerinde (onca popüler şarkıyla birlikte) üçüncü sıraya dek yükselmiştir.
Grubun en etkileyici özelliğinden biri de birçok müzik türünü harmanlayabilmesidir. Örneğin, bu albümün ilk şarkısı Metal On Metal’e bakalım. Şarkı normal başlar, bir ara klasik müziğe döner, sonra bir anda rap bölümler girer araya. Ve bunların tamamını bir tek şarkıda kullanabilmek ya da klişe tabirle bir potada eritebilmek öyle her babayiğidin harcı değildir. Bu anlamda büyük bir başarıdır gerçekten Dr.Skull’ın ilk iki albümü. Ya da yine bu albümden Samantha şarkısı için düşünelim, ki en zayıf şarkılardan biri benim için. Memeleriyle ünlü Samantha Fox’a ithaf edilmiş olan bu şarkı, doğrudan thrash metal olarak başlar, sonlara doğru bir anda rock’n’roll hatta blues olur, sonra yine döner geriye ve bu şekilde biter.
İçerisinde Latin ritmleri, klasik müzik (Vivaldi), rap, punk, reggae ve hatta İskoç ezgileri de bulabilirsiniz. İskoç ezgisi de Rain şarkısının son kısmındadır ve canlı performanslardan kaydedilen videoda da görüldüğü üzere, gerçek bir gayda kullanılmamış ama gitardan bu ses çıkarılmıştır. Ve bunların tamamı Dr. Skull doğaçlamalarıyla, heavy ve thrash metal şarkılarına cuk oturmuşlardır. Vokal çeşitliliği de bahsetmem gereken noktalardan. Ağırlıklı olarak Baştepe bu görevi üstlense de Little Beach/Bitch ve Princess şarkılarının tamamını ve albümün isim şarkısının o efsane çıkış kısmını davulcu Alper söylemiştir.
Grup için söylenen, Türkiye’nin Iron Maiden’ı benzetmesi Vehbi’den ziyade bestelerle ilgilidir. Bunu Iron Maiden’dan araklamak olarak görmek istemiyorum, kaldı ki Dr. Skull dağıldıktan sonra yayınlanan Maiden albümlerinde de mutlaka Dr. Skull şarkılarıyla benzer noktalar yakalarsınız. Bu neyi neye benzetmek istediğinizle ilgili sanırım. Iron Maiden dışında Angel Witch, hatta Saxon ve hatta Megadeth tadı da alabilirsiniz bu ilk iki albümden. Çünkü kalıplar benzer. Aynı dönem gruplarının yakın soundlar yakalaması gibi bir şey bu da. Megadeth’in Rust In Peace, Maiden’ın Piece of Mind, Angel Witch’in Angel Witch, Saxon’un Crusader albümlerini bilen biriyseniz söylemek istediğimi anlıyorsunuzdur zaten. Evet büyük grupların efsane albümlerinden bahsediyorum ki bu büyük grupların iki büyük artısı var; Dr. Skull’dan daha uzun süre var olabilmeleri ve Türkiye’de olmamaları.
3. Hershey Yolunda!?

Grubun kartonette de dediği üzere, gece 12:00’den sonra dinlememeniz, serin ve küçük çocukların ulaşamayacağı yerlerde muhafaza etmeniz gerekir.
Bestelerde herkesin emeği vardır, zaten Serdar dışında herkes için de “skull” diye bahsederler. Baştepe, yurt dışına gitmeye karar verdiğinde, sorunlar da beraberinde gelir. Eğer grupsanız, bir kimyanız vardır. Bu kimyadaki bir eksiklik her şeyi ve herkesi etkiler. Kaldı ki grubun beyinlerinden birinin gitmesi, çok kötü bir durumdur. Müzikal açıdan da gayet verimli olduklarından (dağıldıktan sonra birkaç şarkıları da Karekedi’nin ilk albümünde yer almıştır), albüm kaydında bir sorun olmasa da, sahnede problem olacağı için gruba ayrıca bir vokal almaları gerekir. Uygun olduğunu düşündükleri Serdar da bu sebeple alınır ve sesi dışında saksafonuyla da eşlik eder kendisi gruba.
Türkiye’nin Iron Maiden’ı yakıştırmasından Türkiye’nin Sex Pistols’ı sıfatına geçiş yaparlar. Serdar’ın vokal tekniğiyle birlikte, zayıf gitarlar ve nefis davul performansıyla ortaya heavy metalden ziyade punk bir albüm çıkmıştır. Grup dağıldıktan sonra Sencer adıyla albüm çıkaran ama tutunamayan Serdar bir de gerçek ismiyle, Serdar Tuksal’la şansını dener. Hatta bu albümden Hershey Yolunda şarkısını da seslendirir o ekiple. Bir iki tv programında saksafon sololar atar, ıkınır eder ama dikiş tutturamaz.
Bu albümün lirikleri de genel olarak önceki iki albümden farklı değildir, savaş karşıtı, anti militarist, saçma sapan kurallara karşı çıkan, biraz da eğlenceli sözler vardır hep. Hershey Yolunda, diğer iki albümden çok bilinir, bence bunun nedeni de diğer ikisinin sözleri İngilizce’yken bunun Türkçe olmasıdır. Türkçe müzik icra etmek, iyi bir şekilde icra etmek çok zordur o dönem de. Doğal olarak gruba ekstra bir ilgi vardır.
Önceki albümlerdeki gibi bunda da doğaçlama çalınan alıntılar vardır. Bunun en barizi de nakaratını gruptan bihaber insanların dahi bildiği Elim Cebimde (Ayaklarım zincir, dört bir yanım duvar, elim cebimde, cebim delik, elimde ne var?) şarkısındadır. Çizgi filmlerin soundtrack’lerinden anımsayacağınız, aslında bir American marşı olan Yankee Doodle’ın ta kendisidir o şarkı.
Yaşamak İstiyorum (özellikle sözleri), Gökova, Güneşin Sesi, Uzakta ve gayet eğlenceli bir şarkı olan Sen favorilerim.
9/10
Dr. Skull, var olan grupların ve müzisyenlerin, hatta pop müzik icra eden insanların dahi başaramadığı şeyi yapmış, doğallığı, samimiyeti yakalamıştır. Bunda, bizzat yaptıkları müziğin doğallığının da etkisi var. Hiç synthesizer kullanmamışlar, bunun yerine vermek istedikleri her etkiyi gitarla, yetmediği ya da çeşitlilik gereken noktalarda da başka enstrümanlarla (saksafon, akustik gitar, armonika) vermişlerdir. Zirvede bırakma olayı At The Gates, Carcass gibi gruplar söz konusu olduğunda çok cool geliyor elbette ama Dr. Skull’ın bırakma sebepleri çok can sıkıcı. Belki de bu sebeple o kadar çok istiyoruz yeniden bir araya gelmelerini.
Başka bir boyutta belki de Dr. Skull devam ediyordur, hayvani albümler yayınlamıştır belki yıllar içinde, kim bilir?
Not: Kesinliğinden emin şekilde verilen bilgiler, bugüne dek Dr. Skull’la ilgili çıkan mecmualardaki röportaj ve köşe yazıları kaynaklıdır. Bu kaynaklardan özellikle The Headbangers (İzmir) dergisinin son sayısında yayınlanan Bekâm Örün ve Ece Yörük imzalı röportaj en kapsamlısıdır.